Sevgililer günü

Sevgilim,
Sana bu mektubu siyah  bir tülün ardından yazıyorum…Sen beni görmüyorsun…Mektubun altında adım yazmıyor.
‘Sevgililer Günü’nde yazılan bütün mektuplar imzasızdırçünki…
Yazıyorsun ve yolluyorsun.
Kimden geldiğini ‘okuyan’ çözüyor…
Biliyorum, çağımız derin duyguların çağı değil…
Büyük aşklar; büyük aşkların uzun paltolu, rüzgar saçlı yazarları epeydir kayboldular…
Sanki hiç yaşamadılar…
O zamanlar uzun kış geceleri, tozlu yollardan beyaz verandalara çıkan limonata kokulu sıcak yaz günleri vardı.
Zaman usul usul geçer, mehtap ‘fıstık ağaçlarının’ ardından yükselirdi.
Rus steplerinde Kazaklar dolaşır, Erenköy bahçelerine siyah atların çektiği faytonlar gelirdi.
Sevgiler, zamanın içindeki inci taneleri gibi yavaş yavaş büyürdü.
Şimdi ‘aşklar’ hızlı büyüyüp, hızlı ölüyor.
Hiç, ‘Rüzgar Gibi Geçti’ deki Scarlet ile Reth arasındaki yitik aşkın bir gün
gelip de ‘ikinci cildinin’ yazılacağını düşünebilirmiydin?
Ve bu kez ‘mutlu sona’ erdiğini…
Gene de, yeni çağ ve gündelik aşklara boşveriyorum.
Uçsuz bucaksız bir vadide kendi duygularını mahmuzlayan yalnız bir sürücü gibiyim…
‘Kırmızı bir kuş’ oluyor soluğum aynı şiirdeki gibi…
Ve kalbim gene şiddetle çarpıyor…
Ve uykularım gene gergin…
Aşkları mahmuzladıkça duygular, duyguları mahmuzladıkça aşklar büyüyor…
Teker, teker kapıları kapatıyorum…
İçimdeki uğultulu labirentlerde koşuyorum…
Ve hep kırmızı kuş gibi soluğum…
Aşk ‘bir başkasını yaşamaktır’ diyor Balzac…
O halde kapıları kapamadan önce seni de labirentlerime alıyorum.
Orada, yaz bahçelerine, faytonlara, eski romanlara, kayıp yazarlara ve kendine rastlayacaksın.
Bugün 14 Şubat, Sevgililer Günü…
Bu öyle bir mektup olsun ki, hiç yazılmasın…
Bu öyle bir mektup olsun ki,hiç gönderilmesin…
‘Kırmızı bir kuş ‘ olan soluğum soludukça ‘kırmızı bir at’a dönüşsün saçlarının ‘kumral göklerinde’…
Ve ‘tarifsiz uzasın bacakların’…
Sonra artık bir daha dinmesin nefesim…
Tüm aşkların adsız habercisi olayım…
‘İki kere öpeyim’ desem, ‘üçün’ boynu bükük kalsın…
Büyüsün aşk, seni yaşadıkça…
Yaşadıkça seni, büyüsün aşk…
Dönmeyeyim bir daha bu yolculuktan…
Her gün imzasız bir mektup…
Her gün derin bir soluk…
Siyah bir tülün ardından yazılan bu mektubun yazarı yok.
Tarih, 14 Şubat.
Yılı, bilinmiyor.
Alıcısı, eski Erenköy bahçelerinin kuytu gölgelerinde siyah aşkların çektiği ve hiç gelmeyecek olan faytonunu bekliyor.

Yazarını bilemediğim bir Alıntıdır.

Bunu Paylaş

1 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir